İSLÂM'DA YÖNETİM NİZAMI HÜKÜMLERİ

Hizb-ut Tahrir
Hizb-ut Tahrir

İslâmî Sulta/Otorite

İslâm Dini, İslâmî otoritenin Allah'ın indirdiğiyle hükmetmek/yönetmek olduğunu belirlemiştir. Yüce Allah şöyle buyurdu: وَأَنْ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ "Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet/yönet, onların arzularına uyma ve Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmında seni fitneye düşürmelerinden sakın."[1]

فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنزَلَ اللَّهُ وَلا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنْ الْحَقِّ "O halde aralarında Allah'ın sana indirdiğiyle hükmet/yönet. Sana gelen haktan ayrılıp da onların heveslerine uyma."[2] Bundan dolayı her sultan/otorite sahibi Allah'ın indirdiğiyle yani Kitab ve Sünnet’le hükmeder/yönetir. İslâmî yönetim yani İslâmî sulta/otorite budur.

 

İslâm'da  Yönetim  Nizamının  Şekli

İslâm, yönetim nizamının şeklinin Hilâfet Nizamı olduğunu belirlemiş ve bu nizamı İslâm Devleti'nin tek yönetim nizamı kılmıştır. Müslim, Ebu Hazim’den şunu rivayet etmiştir: “Ebu Hureyre (r.a) ile beş yıl kaldım. Nebî (s.a.v)'in şöyle buyurduğunu anlatırken işittim:  إِنَّ بَنِي إِسْرَائِيلَ كَانَتْ تَسُوسُهُمُ الآنْبِيَاءُ كُلَّمَا هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَ  خَلَفَ نَبِيٌّ وَإِنَّهُ لا نَبِيَّ بَعْدِي إِنَّهُ سَيَكُونُ خُلَفَاءُ فَتَكْثُرُ  "İsrailoğullarını Peygamberler yönetmekteydiler. Ne zaman biri ölürse ardından diğer peygamber gelirdi. Benden sonra artık bir peygamber yoktur; halifeler olacaktır, hem de pek çok."[3] Bu Hadisi Şerif, Rasulullah'tan sonra İslâm'da yönetim nizamının Hilâfet olduğunun açık bir delilidir. İslâm'da, İmametin yani Hilâfet'in tek yönetim nizamı olduğunu, gelen pek çok hadis teyid etmektedir:

وَإِنَّهُ لا نَبِيَّ بَعْدِي وَسَيَكُونُ خُلَفَاءُ "Benden sonra Nebi yoktur, Halifeler olacaktır."[4]

إِذَا بُويِعَ لِخَلِيفَتَيْنِ "İki halifeye biat edildiğinde..."[5] gibi ve buna benzer hadisler İslâm yönetim düzeninin başka bir nizam değil, Hilâfet nizamı olduğuna delâlet etmektedir.

 

Halifeyi Nasbetmenin Yolu

İslâm, Halife'nin nasbedilme yolunun biat olduğunu belirlemiştir. Nafi'in İbn Ömer'den rivayetine göre, İbn Ömer şöyle demiştir: "Ömer (r.a) anlattı; Rasulullah'ın şöyle buyurduğunu işittim: وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً "Kim boynunda biat (halkası) bulunmadan ölürse cahiliyye ölümüyle ölmüştür."[6]Ubade b. es-Samit'in şöyle dediği rivayet edildi: "Biz Rasulullah'a rahatlıkta ve zorlukta dinleyip itaat edeceğimize, emir sahipleriyle çelişmeyeceğimize her nerede olursak olalım hiç bir kınayıcının kınamasından korkmadan, Allah için hakkı tutacağımıza veya söyleyeceğimize biat ettik-söz verdik."

Başka bir hadiste ise; إِذَا بُويِعَ لِخَلِيفَتَيْنِ فَاقْتُلُوا الآخَرَ مِنْهُمَا "İki Halife'ye biat edildiğinde onlardan sonrakini öldürün"[7]  denilmiştir.

İşte bu hadisler, Halife'nin seçilme yolunun biat olduğuna açıkça işaret etmektedir. Aynı zamanda bu konuda sahabenin icmaı da gerçekleşmiştir.

Buna göre, Hilâfet Nizamında kaim olan ve içinde biat yoluyla Halife'nin nasbedildiği ve Allah'ın indirdiği ile yani Kitab ve Sünnet'le yönetildiği her yönetim ve sulta/otorite, İslâmî yönetim ve İslâmî sulta/otoritedir.

Müslümanların nasbettiği ve rızayla biat ettiği her Halife, Şer'an Halife sayılır ve kendisine itaat etmek de farz olur.

• Bundan dolayı krallık rejimi İslâmî bir nizam değildir. İslâm; Britanya ve İspanya'da olduğu gibi devlete başkanlık eden fakat yönetmeyen kralın bir sembol olduğu kraliyet sistemini kabul etmez. Çünkü, Halife bir sembol değil, aksine yönetici ve ümmet yerine Allah'ın Şeriatı'nı uygulayan kimsedir. Suudî Arabistan ve Ürdün'deki gibi kralın hem başkanlık yaptığı hem de yönettiği krallık sistemini de kabul etmez. Çünkü Halife, krallar gibi hilâfete miras yoluyla varis olamaz. Aksine onu müslümanlar seçer ve ona biat ederler. İslâm'da veraset rejimi caiz değildir. Aynı zamanda Halife, müslümanlardan herhangi birinin sahip olduğu haklardan başka herhangi bir hakka sahip değildir. Sorumlu tutulmayan krallar gibi kanunlar üstü de değildir. Bilâkis, Allah'ın hükümlerine boyun eğen ve yaptığı her işlemde muhasebe olunan bir kimsedir.

• Krallık Sistemi böyle olduğu gibi, Cumhuriyet rejimi de İslâmî bir nizam değildir. İster Birleşik Devletler'de olduğu gibi başkanlık sistemi olsun, isterse Batı Almanya'da ortaya çıktığı gibi parlamenter sistem olsun; İslâm, Cumhuriyeti kabul etmez. Çünkü, her iki şekli ile de Cumhuriyet rejimi, hakimiyetin halka ait olduğu demokratik düzen üzerine kuruludur. Oysa Hilâfet Nizamı, hakimiyetin Şeriat'a ait olduğu İslâm Nizamı üzerine kuruludur. Böyle olduğu içindir ki, ümmet Halife'yi seçme ve muhasebe hakkına sahip olsa da, onu azletme hakkına sahip değildir. Halife'yi azleden yani azlini gerektiren bir muhalefetle Şeriat'a aykırı davrandığında onu azleden şer’î hükümdür. Azlini gerektiren bir muhalefetle Şeriat'a aykırı gittiği zaman Halifeyi azletme yetkisine sahip olan yalnızca Mezalim Mahkemesi'dir. Çünkü, Yüce Allah şöyle buyuruyor: يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُوْلِي الآمْرِ مِنْكُمْ فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِنْ كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ "Ey iman edenler! Allah'a itaat eden, Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz, onu Allah'a ve Peygamberine döndürün. Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıyorsanız."[8] Yani o şeyi Allah'ın ve Rasulün hükmüne döndürün demektir. Allah'ın ve Peygamber'in hükmünü temsil eden ise Mezalim Mahkemesi'dir. Oysa Cumhurbaşkanını azletme yetkisine sahip olan halktır. Çünkü halk hakimiyetin ve icranın tek sahibidir.

Halife, belirli bir müddetle sınırlı değil, bilâkis İslâm'ı tatbik etmekle sınırlıdır. Eğer İslâm'ı tatbik etmezse, nabedilmesinden bir ay sonra bile olsa azlolunur. Oysa Cumhurbaşkanı muayyen bir müddetle bağlıdır. Üstelik parlamenter sistemde Cumhurbaşkanıyla birlikte Başbakan vardır. Cumhurbaşkanı da yönetmeyen bir semboldür ve onun yanında yönetici olan Başbakandır. Halbuki Halife tek yöneticidir. Yönetim işlerini yürüten ve uygulayan bizzat kendisidir. Halifeyle beraber kendisinden başka yöneten bakanlar yoktur.

Başkanlık Sistemine gelince; Cumhurbaşkanı yönetimi yürüten kendisi de olsa, yanında yönetme yetkisine sahip olan bakanlar vardır. Cumhurbaşkanı da onların başkanıdır ve hükümet başkanı makamındadır. Bu ise Hilâfet Nizamına aykırıdır. Çünkü Halife, yönetimi bizzat yürüten ve yanında ona yardım eden muavinleri bulunan kimsedir. Bu muavinlerin cumhuriyetçi demokratik rejimde bakanların sahip olduğu yetkileri yoktur. Halife onlara başkanlıkta bulunduğu zaman devletin başkanı sıfatıyla seçip idare eder, yürütme kurulunun başkanı sıfatıyla değil.

Bunun içindir ki, Hilâfet Nizamıyla Cumhuriyet Rejimi arasında büyük fark vardır. Bundan dolayı da İslâm Devleti'ne de "İslâm Cumhuriyeti" demek asla caiz olmadığı gibi, "İslâm'da yönetim düzeni cumhuriyet nizamıdır" demek veyahut İslâm'la Cumhuriyet Rejimi arasında tam bir karşıtlık bulunmasına rağmen; "İslâm, cumhuriyetçi bir düzendir" demek asla caiz olmaz.

 

Hilâfet Devleti'nin Tek Oluşu

İslâm'da yönetim nizamı olan Hilâfet Nizamı tek bir devletin vahdet/üniter nizamıdır; federal bir düzen değildir.

Tek bir İslâm Devleti dışında, dünyada bütün müslümanlar için başka devletlerin bulunması caiz değildir. Kendilerine Allah'ın Kitabı ve Peygamber'in Sünneti'ni yani İslâm Şeriatı'nı uygulayan bir tek Halife dışında halifelerin bulunması da caiz olmaz. Çünkü, şer’î delil böyle gelmiş ve bunun dışındakini de haram kılmıştır. Abdullah b. Amr b. el-As (r.a)'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: وَمَنْ بَايَعَ إِمَامًا فَأَعْطَاهُ صَفْقَةَ يَدِهِ وَثَمَرَةَ قَلْبِهِ فَلْيُطِعْهُ إِنِ اسْتَطَاعَ فَإِنْ جَاءَ آخَرُ يُنَازِعُهُ فَاضْرِبُوا عُنُقَ الآخَرِ "Kim bir imama biat eder. elinin ayasını ve kalbinin semeresini ona verirse -ona gönül hoşluğuyla biat ederse- ona itaat etsin. Onunla çatışan bir başkası gelirse, sonrakinin buynunu vurun."[9] Ebu Sâid el-Hudrî'den Rasulullah'ın şöye buyurduğu rivayet edilmiştir: إِذَا بُويِعَ لِخَلِيفَتَيْنِ فَاقْتُلُوا الآخَرَ مِنْهُمَا "İki halifeye biat edildiği zaman, onlardan sonrakini öldürün."[10]  Yine Arfece'den rivayet edilmiştir ki: مَنْ أَتَاكُمْ وَأَمْرُكُمْ جَمِيعٌ عَلَى رَجُلٍ وَاحِدٍ يُرِيدُ أَنْ يَشُقَّ عَصَاكُمْ أَوْ يُفَرِّقَ جَمَاعَتَكُمْ فَاقْتُلُوهُ"Size kim gelir de toplanmış saflarınızı dağıtmayı ve cemaatınızı ayırmayı isteyerek emrederse onu öldürün."[11]

Bu hadisler, müsümanlar için tek bir Halife'den başkasının bulunmasının caiz olmadığını göstermek bakımından gayet açıktırlar. Eğer onunla çekişen bir başka şahıs gelirse ikincisi öldürülür, yahut ikincisine biat edilecek olursa Halife birincisidir, ikincisi vazgeçmediği takdirde öldürülür. Eğer biri devleti bölmek veya kendisini hilâfet makamına getirmek için Halife'yle çarpışmaya kalkışırsa, öldürülmesi vacibtir. Bu hadisler müslümanların birden fazla devletlerinin bulunmasının caiz olmadığı, İslâm Devleti'nin federasyonlardan oluşan birleşik bir devlet olmayıp tek bir devlet olduğu hakkında açık delildir.

  

İslâm’da Yönetim Kaideleri

İslâm’da yönetim nizamı dört kaide üzerine kurulmuştur:

1- Hakimiyet Ümmetin Değil,  Şeriatın'dır.

Müslümanın ve ümmetin iradesini yönelten, müslümanın ve ümmetin bizzat kendisi değildir. Aksine müslüman ferdin ve müslüman ümmetin iradesi yalnızca Allah'ın emirlerine ve yasaklarına göre yönetilmektedir. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

فَلا وَرَبِّكَ لا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ "Hayır, -öyle değil- Rabbine and olsun ki, onlar aralarında ihtilafa düştükleri şeyde seni hakem kılmadıkça iman etmiş olmazlar."[12]

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَنْ يَكُونَ لَهُمْ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ "Allah ve Rasulü bir hususta hükmettiği zaman, hiçbir erkek ve kadına, işlerinde kendi isteklerini yapmak (serbestlik) yoktur."[13]

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُوْلِي الآمْرِ مِنْكُمْ فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِنْ كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ "Ey iman edenler! Allah'a itaat eden, Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz, Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıyorsanız, o şeyi Allah'a ve Rasulü'ne götürün."[14]

Rasulullah (s.a.v) de hadisinde şöyle buyurdu: لا يؤمن أحدكم حتى يكون هواه تبعا لما جئت به "Sizden biriniz, düşünce ve istekleri benim getirdiğime tâbi olmadıkça asla iman etmiş olmaz."

İşte bu deliller, hakimiyetin ancak Şeriat'a ait olduğu, ümmete ait olmadığı hakkında açıktırlar.

2- Sulta/Otorite Ümmetindir.

Sultanın/otoritenin yani yönetmenin ümmet tarafından biatla nasbedilmesi için Şeriat koyucunun tayin ettiği yolla ümmete ait olduğu açıktır. Halife'nin bu beyatla sultayı almış olması ve ümmet adına yönetmesi, sultanın/otoritenin ümmete ait olup onu dilediğine vermesine dair açık bir delildir. Ümmetin emiri  emirliğe getirmesi, onu nasb etmesi ve ona itaat etmesini açıklayan açık hadisler gelmiştir. Abdullah b. Ömer'den Nebî (s.a.v)'in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: وَلا يَحِلُّ لِثَلاثَةِ نَفَرٍ يَكُونُونَ بِأَرْضِ فَلاةٍ إِلا أَمَّرُوا عَلَيْهِمْ أَحَدَهُمْ "Aralarından birisini kendilerine emir seçmeden, üç kişiye yeryüzüne sefere çıkıyor olmaları helâl değildir."[15] Bu hadis emirliğe getirmenin ümmete ait olduğunun açık bir delilidir. Biatın ümmete ait olduğunu açıklayan beyat hadisleri yukarıda geçmişti.

3- Yönetimde Kendileri Adına Bir Tek Halife Seçmeleri, Müslümanların Hepsine Farzdır.

Halife nasb edilmesi ve bir tane olmasının farz oluşu hakkındaki hadisler yukarıda geçmişti. Aynı zamanda, sahabenin icmaı da buna delâlet etmektedir.

4- Devlette Tatbik Edilen Hükümleri Benimseme Hakkı Yalnızca Halifenindir. Anayasa ve Diğer Kanunları Koyan da O dur.

Yalnızca Halif'nin hükümler benimseme hakkına sahip olduğu sahabenin icmaı ile sabittir. Bu icmaadan şu meşhur kaideler çıkartılmıştır: أمر الإمام يرفع الخلاف"İmamın emri, ihtilafları kaldırır."  أمر السلطان نافذ "Sultanın emri uygulanır."  للسلطان ان يحدث من الأقضية بقدر ما يحدث من مشكلات "Problemlerden ortaya çıkanlar miktarınca, hükümler ortaya koymak, sultanın hakkıdır."

 

İslâm Devleti'nin Teşkilatı

Devlet teşkilatı aşağıdaki rükünler üzerine kuruludur:

1. Halife,

2. Tefviz Muavini,

3. Tenfiz Muavini,

4. Cihad Emiri,

5. Valiler,

6. Kadılar,

7. Devlet İşleriyle İlgili İdarî Teşkilat,

8. Ümmet Meclisi,

9. Ordu.

Devletin bu rükünleri Rasulullah (s.a.v)'in fiilinden alınmıştır. Devlet teşkilatını o kurmuştu, devlet başkanı da o idi. Müslümanlara Halife nasb etmelerini emretti. Ebu Bekir ve Ömer'i kendisi için muavin/yardımcı tayin etti. Tirmîzî'nin rivayet ettiği hadiste şöyle buyurmuştur: وَزِيرَايَ مِنْ أَهْلِ الآرْضِ فَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ"Benim yeryüzündeki iki vezirim Ebu Bekir ve Ömer'dir."[16] Vezir, lügattamuavindir. Batı demokrasisi istılahlarındaki vezir/bakan değildir. Aynı zamanda Rasulullah (s.a.v) cihad ve harb emirleri, vilayetlere de valiler tayin etti. Muaz'ı Yemen'e, Utabe b. Useyyid'i de fetihten sonra Mekke'ye vali tayin etti. Yine insanlar arasında hükmetmeleri için kadılar tayin etti. Ali b. Ebî Talib'i Yemen'e kadı tayin etti, Raşid b. Abdullah'ı da yargı ve mezalim emiri olarak gönderdi. İdarî teşkilatagelince, işlerin idaresi için kâtibler tayin etmişti, onlar dairelerin idarecisi makamındaydı. Muaykıyb b. Ebî Fatıma'yı ganimetler kâtibi, Huzeyfe b. el-Yeman'ı da Hicaz gelirleri muhafızlığına kâtib tayin etti. Ümmet Meclisi'ne gelince; Rasulullah'ın daimî muayyen bir meclisi yoktu. Fakat dilediği zaman müslümanlarla istişare ediyordu. Uhud Günü'nde müslümanları toplamış, onlarla istişare etmişti. Bundan başka da onları toplayıp istişare etmişti. Bazen de belirli şahısları davet ediyor ve daimî bir şekilde onlara danışıyordu. Bunlar toplumun ileri gelenleriydi. Onlar arasında, Hamza, Ebu Bekir, Ömer, Ca'fer, Ali, Ebu Zer, Mikdad, Sa'd b. Ubade ve Sa'd b. Muaz (r.anhum) bulunuyordu ve onlar, Peygamber'in kendilerine danıştığı bir meclis durumundaydı. Aynı zamanda Peygamber ordu kurmuştu ve bu ordunun fiilî kumandanıydı. Yine bazı gazvelerde de kumandanlar tayin etmişti.

 

Siyasî Partiler

Müslümanların; yöneticileri denetlemek, ümmet vasıtasıyla yönetime ulaşmak için; İslâm Akidesine dayalı, benimsedikleri hüküm ve çözümlerin şer’î hüküm ve çözümler olması şartıyla şer'an siyasî partiler kurma hakları vardır. Parti kurmak için izin verilmesine ihtiyaç yoktur.

وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنْ الْمُنْكَرِ وَأُوْلَئِكَ هُمْ الْمُفْلِحُونَ "Sizden hayra davet eden, marufu emreden, münkerden sakındıran bir ümmet (topluluk) bulunsun. İşte onlar felaha/kurtuluşa ulaşanların ta kendileridir."[17] Bu ayete göre birden fazla partinin bulunması caizdir.

 

Yöneticilerin Muhasebesi

Yüce Allah yöneticilere itaatı farz kılmış ve onların amelleri ve tasarruflarını denetlemeyi de farz kılmıştır. Müslümanlara; yöneticileri denetlemeyi ve tebaanın hukukunu çiğnedikleri; tebaayla ilgili vazifelerinde kusur gösterdikleri; tebaanın işlerinden birini ihmal ettikleri; İslâm hükümlerinden birine muhalefet ettikleri veya Allah'ın indirdiklerinden başkasıyla yönettikleri zaman onları değiştirmeyi kesin bir emirle emretmiştir. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: أَفْضَلَ الْجِهَادِ كَلِمَةُ حَقٍّ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ "Cihadın en üstünü, zalim bir sultana hak sözü söylemektir."[18]

سيد الشهداء حمزة ورجل قام إلى إمام جائر فنصحه فقتله "Şehidlerin efendisi Hamza (r.a) ve zalim bir yöneticiye nasihat eden ve bundan dolayı öldürülen kimsedir."

 

Allah’a İsyanla Emretmedikçe

İslâm'la Yöneten Yöneticiye İtaat Farzdır

Allah'ın indirdiğiyle yöneten bir yöneticiye, ma’siyetle/Allah’a isyanla emretmedikçe ve yönetiminde açık küfrü açığa çıkmadıkça, itaat etmek müslümanlara farzdır. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُوْلِي الآمْرِ مِنْكُمْ "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin ve Peygambere itaat edin, sizden olan emir sahiplerine de."[19] Allah'ın indirdiğiyle yöneten müslüman bir yöneticiye, ma'siyetle emretmesi hali müstesna, mutlak itaat gerekir. Emrettiği ma'siyette ona itaat caiz olmaz. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: السَّمْعُ وَالطَّاعَةُ عَلَى الْمَرْءِ الْمُسْلِمِ فِيمَا أَحَبَّ وَكَرِهَ مَا لَمْ يُؤْمَرْ بِمَعْصِيَةٍ فَإِذَا أُمِرَ بِمَعْصِيَةٍ فَلا سَمْعَ وَلا طَاعَةَ "Ma'siyetle emrolunmadıkça, müslüman kimseye, hoşuna giden ve gitmeyen şeyde dinlemek ve itaat etmek gerekir. Ma'siyetle emrolunduğu zaman ne dinleme ne de itaat vardır."[20]

 

Açık Küfürle Yönetmesi Müstesna,

İslâm'la Yöneten Yöneticiye

Baş Kaldırmak Haramdır

Yönetici İslâm’la yönettiği sürece, zulmetse bile; İslâm, ona baş kaldırmayı haram kılmıştır. O, zulmünden dolayı hesaba çekilir. Zulmünden dolayı ona karşı ayaklanmak ve savaşmak caiz değildir. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: مَنْ خَرَجَ مِنَ الْجَمَاعَةِ قِيدَ شِبْرٍ فَقَدْ خَلَعَ رِبْقَةَ الإسْلامِ مِنْ عُنُقِهِ إِلَى أَنْ يَرْجِعَ "Kim cemaattan ayrılırsa, tekrar ona dönünceye kadar İslâm halkasını-bağını boynundan çıkarmış olur."[21]Hadislerde, zulmetseler de, yöneticilere karşı savaşmaya açık nehiy vardır. Ancak, kat'î delille küfür olduğuna şüphe bulunmayan açık küfürle yönettikleri bir tek hal müstesna. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: سَتَكُونُ أُمَرَاءُ فَتَعْرِفُونَ وَتُنْكِرُونَ فَمَنْ عَرَفَ بَرِئَ وَمَنْ أَنْكَرَ سَلِمَ وَلَكِنْ مَنْ رَضِيَ وَتَابَعَ قَالُوا أَفَلا نُقَاتِلُهُمْ قَالَ لا مَا صَلَّوْا "(İyi-kötü) pek çok emir gelecektir. Onları tanırsınız ve red edersiniz. Kim tanırsa berî olur, kim de inkâr ederse salim olur. Fakat kim razı olur da tabi olursa ..." "Onlarla savaşmayalım mı?" diye sordular. "Namazı kıldıkları müddetçe, hayır."[22] diye cevap verdi.

Burada namaz, “İslâm ile yönetmeye" kinayedir. Müslim'in rivayet ettiği Avf b. Malik'in hadisinde ise şöyle geçmektedir: قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَلا نُنَابِذُهُمْ بِالسَّيْفِ فَقَالَ لا مَا أَقَامُوا فِيكُمُ الصَّلاةَ "Ey Allah'ın Rasulü, onları kılıçtan geçirmeyelim mi?" diye soruldu:"Aranızda namazı ikâme ettikleri sürece, hayır."[23]  buyurdu. Ubade b. es-Samet'in hadisinde şöyle geçmektedir: "Elinizde-yanınızda, Allah'tan kesin bir delilin bulunduğu, apaçık bir küfür görmeniz müstesna; emir sahipleriyle çekişmeyeceğimize ... (biat ettik.)"