Düşman ve Dostunu İyi Tanı Sayın Başbakan

2017-01-06
Düşman ve Dostunu İyi Tanı Sayın Başbakan

Haber:

AK Parti Meclis grup toplantısında konuşan Başbakan Binali Yıldırım, şunları söyledi: “Yaptıkları var YPG’ye silah veriyorlar. Bu dostluğa sığmaz. Yeni yönetimden beklentimiz, bu kepazeliğe son vermesi. Yeni yönetimi bundan dolayı sorumlu tutmuyoruz. Bu Obama yönetiminin marifeti. Terör örgütünü kullanarak, terörle mücadele etmek olabilir mi? Gün dostun düşmanın ortaya çıkma günüdür.” [03.01.2017 el Cezire]

Yorum:

28 Aralık günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Gine Cumhurbaşkanı Alpha Conde ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Koalisyon güçleri ne diyordu başından, “DEAŞ terör örgütüne karşı bütün mücadelemizi sonuna kadar vereceğiz” diyorlardı. Hatta bizi de DEAŞ’a destek vermekle suçluyorlardı. Şimdi hepsi ortadan kayboldu. Tam aksine terör örgütüne, DEAŞ da dâhil olmak üzere, YPG, PYD bunlara destek veriyorlar. Çok açık, net ortada. Hepsinin tescilli olarak, bütün resimle, fotoğraflarıyla, video kayıtlarıyla elimizde belgeleri var.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’ın bu son açıklamaları ABD devletine yönelik suçlamalar mı? Yoksa Trump yönetimine şirin gözükmek amacıyla giderayak Obama yönetimine yapılan salvolar mı? 

Hatta bu açıklamalardan ötürü bazı Arap yorumcular, bunun stratejik bir dönüşüm mü yoksa şantaja yönelik siyasi bir manevra mı? olduğu sorusunu ortaya attılar. Türkiye’nin Suriye ihanetini göremeyenler ya da bilinçli bir şekilde görmek istemeyenler, bunun, Washington’un stratejik müttefiki ve NATO üyesi olan Türkiye’nin hızlıca Moskova yakınlaşması kaynaklı bir şantaj olduğu yargısına vardılar. Bu yargıya varmalarının doğal nedeni ise, Rusya ve Türkiye’nin Suriye konusunda ABD’den bağımsız hareket ettiğidir.

Oysa gerçek şu ki Rusya ve Türkiye, Suriye krizinde Amerika adına ajanlık yapmakta ve iş bitirmektedir. Zira Rusya’nın Suriye müdahalesi ve Türkiye’nin Fırat Kalkanı Operasyonu ABD’nin emir ve talimatı doğrultusunda olmuştur. Çünkü bir devletin başka bir devlete müdahalesi için uluslararası toplum yani ABD güdümündeki BM’nin onay ya da kararı gerekiyor. Buna göre kimse Suriye’de Amerika’nın izni olmadan at koşturamaz. 

Şimdi burada Başbakan Yıldırım’a soruyoruz. YPG’ye silah vermek dostluğa sığmazsa, Suriye’de Müslümanları öldüren, taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmayan düşman Rusya ile aynı masaya oturmak ya da düşmana “dostum” demek dostluk ve vicdana sığar mı?

Yine soruyoruz, ABD dost, Obama düşmanınız mı? Açıklamalarınızdan ABD’nin dost, 20 Ocak’ta yönetimi bırakacak olan Obama’nın da güya düşmanınız olduğu anlaşılıyor! Peki, sekiz yıldır neredeydiniz? Sekiz yıldır dostunuzdu da bir ay içinde mi düşmanınız oldu? Dahası kişiler gelip geçicidir, kurumlar bakidir. Onun için Obama’yı düşman ya da günah keçisi ilan etmek, sizin ABD ajanlığınızı örtbas etmez, aksine Obama’ya saldırmak Trump’u yaltaklanmanın bir aracıdır. 

Şunu iyi bilesiniz ki eğer YPG bir ABD politikası ise o zaman Obama’ya saldırmak beyhudedir. Yeni yönetimden de böyle bir hamlenin beklentisi içinde olmak ise tam bir siyasi ahmaklıktır. Trump’un Temmuz ayında New York Times’ta yayımlanan röportajında YPG’nin devlet politikası olduğu anlaşılmaktadır. Trump, “Ben Kürtlerin büyük hayranıyım” deyince gazeteci “Ama Erdoğan değil, bu durumla nasıl baş edeceksiniz” diye sorması üzerine “İdeali, onların hepsini bir araya getirmek olur. Ve bu bir olasılık olur. Ama ben Kürt güçlerin büyük bir hayranıyım. Aynı zamanda, Türkiye’yle potansiyel olarak çok başarılı bir ilişkimizin olabileceğini düşünüyorum. Ve ikisini bir şekilde bir araya toplamak gerçekten harika olacaktır.” cevabını verir. Dolayısıyla yılanın başı Amerika’yı, YPG’ye silah yardımı dâhil Suriye’de olan cürümlerden sorumlu tutmamak, tamamen safdilliktir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım’ın son günlerde diplomatik kuralları hiçe sayan açıklamalarının stratejik bir dönüşüm mü yoksa siyasi bir manevra mı olduğu konusuna gelince, kamuoyunu yanıltmak ve ihaneti örtbas etmekten başka bir şey değildir.

Kamuoyunu yanıltmak için diyoruz, çünkü Türkiye, Munbiç ve El Bab operasyonunun nedeninin Suriye’de yerleşik YPG/PYD örgütü olduğu mesajını veriyor. Hâlbuki gerçek bunun tam tersidir. Zira Türkiye, Suriye’de Amerikan planı doğrultusunda Halep cephesini zayıflatmak ve düşüşünü sağlamak amacıyla vardır ve öyle de oldu. YPG ya da PYD ise menünün sadece garnitürüdür. Neden değil sadece bir bahanedir. İçerideki patlamalarında etkisiyle kamuoyunun desteğini almak amacıyla üretilmiş bir gerekçedir.

İhaneti örtbas etmek konusuna gelince, bu demeçlerin Astana görüşmeleri öncesinde yapılması Türkiye’nin Amerika’nın emriyle Halep’i teslim etme ihanetini Suriye içindeki grupların tabanı nezdinde kamufle etmek ve böylece Türkiye’nin Astana görüşmelerindeki garantörlüğünü onlara kabul ettirmektir.

Sonuç olarak Başbakan Yıldırım’a diyoruz ki, bugün dostun, düşmanın ortaya çıktığı gün değil, dost ve düşman çoktan bellidir. Bu bugün değil on beş asır önce belirlenmiştir. Onun için bugün dostu dost kabul edip bağrımıza basma, düşmanı da düşman kabul edip karşımıza alma günüdür. Müslümanlar, dostumuz, kâfirler de düşmanımızdır bunu iyi bilesiniz. Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

إِنَّ الْكَافِرِينَ كَانُواْ لَكُمْ عَدُوًّا مُّبِينًا  “Şüphesiz kâfirler, sizin apaçık düşmanınızdır.” [Nisa 101]

Hizb ut-Tahrir Merkezi Medya Ofisi Adına

Ercan Tekinbaş